ahmeds...Güzellikler Rabbimizden,kusurlar nefsimizdendir...
"Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.Rûhumu Rahmân;a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim." Bediüzzamana hz.
Ne çok hatıram var seninle Rabbim
Bazen uzaklara salıyorsun beni
Arayıp bulayım diye seni.
O zaman içinde bulunduğum karanlıklardan NUR'una yol alıyorum
''Allah müminlerin dostudur.Onları karanlıklardan NUR'a çıkarıyor''ayeti ümidim ve kılavuzum oluyor.
Karşıma hayeller,gölgeler çıkıyor.Yolumdan alıkoymaya çalışıyorlar.
O zaman İbrahim gibi ''Ben gelip geçen şeyleri sevmem''diyorum.
Bu arada mektuplarını okuyorum.
Tatlı bir esintiyle geliyor sözlerin bazen Hele o baharda açan çiçekler yok mu?Hem senin güzelliğini okuyorum onlarda,hemde beni güzelleştirmek,geliştirmek istediğini...
Başını toprakdan çıkaran filizleri görüyorum.
Sanki bana ''Sende bu dünya toprağından başını çıkar,ahiretin güzel ikliminde filizlen,uzat dallarını cennete,ebedi meyveler ver''diyorsun.
Ahh Rabbim;
Bazen bunları unutup dünyaya sarıldığım oluyor.
Hani neredeyse seni unutacağım.
O zaman dünyayı elimden alıyorsun,dikenleriyle elimi kanatıyorsun.
Sanki bana ''Senin asıl yurdun burası değil senin asli vatanın var.Seni bekleyen peygamberler,sıddıklar,şehitler,salihler var.BEN VARIM''diyorsun. O zaman şükrediyorum sana.Beni unutmadığından,terketmediğinden dolayı.
Ya günahlarım,günahda ısrarım yokmu? Ozaman bana darılmışsın gibi geliyor.Şu sözünle teselli buluyorum,ümitleniyorum.''Rabbin seni terketmedi,darılmadı da''
O zaman dünyalar değil cennetler benim oluyor.
Senin güzel isimlerini kalbime dolduruyorum.Seni herşeyden çok seviyorum.
Bir Aksam Üstü Yüreğin Daralırsa;
Gözlerinden Tövbeler Taşarsa;
Avuçların Dualarla Dolarsa ;
Bir Besmele Çek Gönülden
Katran Karası Geceler Seni Boğarsa;
Vücudunu Soğuk Terler Basarsa;
İcinde Ard Arda Toplar Patlarsa;
Bir Besmele Çek Sessizce
Sır Verecek Bir Dost Bulamazsan;
Günahlarından Ayrılamazsan;
Boğuk Boğuk Hep Ağlarsan;
Bir Besmele Çek Yürekten
Gönül Dostlarını Birgün Bulursan;
O Yüce İlahiyata Kavuşursan;
Şükr Dualarını Hep Okursan;
Bir Besmele Çek Unutmadan
Huzuru Neşeyi Islamda Bulursan;
Başladığın Her İşte Onu Anarsan;
Kalbini Tüm İnsanlara Açarsan;
Bir Besmele Çek Her Seferinde
Nefsinle şeytana Cihad Açarsan;
Her Hayırlı işe Koşarsan;
Muhammed Aşkıyla Tutuşup Yanarsan;
Bir Besmele Çek Kalbten ...
Allahım!
Alemlere Rab olan Sensin. Görüyorsun her şeyi, Sen öğrettin bana görmeyi . Duyuyorsun her sesi, Sen öğrettin bana duymayı . Biliyorsun her ne varsa, Sen öğrettin bana bilmeyi . Ben "hiçbir şeydim, Sen varettin, bir "şey" oldum. Varlığı Sen'le bildim, yokluğu Sen'le öğrendim. Sen ki, bana sayısız nimetler bahşettin. İsimlerle donattın içimi ve dışımı, hem var hem yâr ettin. Sen ki, beni dünya evine buyur ettin, ağırladın, ikram ettin Hamd de şükür de yalnız Sana'dır.
Sen ki, bana
"Konuşmak' için 'Dil', 'Sevmek' için 'Kalp' 'Düşünmek' için 'Akıl' verdin. Sen ki, bana 'Görmek' için 'Göz', 'Duymak' için 'Kulak', 'Dokunmak' için 'El' verdin.
O kadar fakirim ki zenginliğin karşısında, kabul eyle acziyetimi. O kadar zayıfım ki gücün karşısında, geri çevirme abdiyetimi. O kadar kulum ki, öyle bir Rab'sın Sen. Kelimeleri ihsan eyledin bana. En güzel kelimeler Senin'dir, en güzel kelimelerim Senin içindir. Beni bağışla, hatalarım, kusurlarım, günahlarım için.
Bilirim ki Senin merhametin, Cömert topraktan daha çoktur. Bilirim ki, Senin rahmetin Yağan yağmurdan daha fazladır. Yine bilirim ki, Senin şefkatin Annenin çocuğuna duyduğundan daha ötedir.
Kapına kul olarak geldim, şereftir bu benim için, karşındayım Ya Rab!. Anahtarı almaya layık eyle beni.
Kapını açıp gark olayım sonsuz rahmetine, imdâd eyle. Beni kendini bilenlerden eyle, kendinden habersiz eyleme beni. Beni güzel bir vesile kıl şu yalan dünyada, düşürme şer yollara. Beni İman'a ehil, İslam'a delil, Hakikate râm, Saadete merâm eyle. Yarattığın 'Su' ve 'Toprak' ve 'Hava' ve 'Ateş' hikmetine, 'Eşref-i Mahlukat' sırrına ulaştır beni Ya Rab! . Elif'ten Yâ'ya, anlamayı ve anlaşılmayı nasip eyle
Kelimelerin anlamlarını yitirdiği bir vakitte susmak…
Kör kuyulara terk edildiğin bir vakitte,
Haykırışlarını gidenlerin ardı sıra duyuramadığın,
Karanlık bir gecenin esaretinde kaybolduğun bir anda susmak…
Kızgın çöllerde su bulamadığın veya bulamayacağını idrak ettiğin vakitte susmak…
Ufuktaki kızıllığa gark olup ukbanın seherine vardığın bir vakitte susmak…
Mevsimlerin bir birini aratmadığı
Yağmurun ıslatmadığı, güneşinse yakmadığı bir vakitte susmak…
Yıldızların bile kamere meftun olmadığı bir vakitte
Akarsuların denizlere varmadığı, denizlerin ise okyanuslara koşmadığı bir vakitte susmak…
Susmak…
Kalbi fırtınaların dehlizlerinde bir feryada yürüyen hissiyatıma
La havle çekip susmak…
Yetimlerin toza bulanmış saçları okşandığında
Kana bulanmış ellerin tövbeye açıldığında susmak…
Ya leyl üstümüze karanlığını örttüğünde
Herkes kendince kendine döndüğünde
Bir vaveyla kulakları patlatırcasına yükseldiğinde susmak…
Kâğıda yürüyen kelimelerin,
Mateme bürünmüş sözcüklerin,
Dilin mecalsiz ve elin takatsiz kaldığında susmak…
Hüznün nemli caddelerinde yürürken
Herkesin seni terk ettiği ama hüznün terk etmediğinde,
Yalnız kaldığında ve yalnızlığı sevmeye alıştığın da susmak…
Susmak…
Gözyaşlarının kelimelerin manalarını yıkadığı bir saatte susmak
Yürek sevdasının yangınıyla yanmayan bir gönüle sevdayı anlatmadan susmak…
Gidişlerin hicranına bürünmüş bir sabahın ufkunda
Elvedaları dilimizden düşürmemek adına susmak…
Garipliğin sancısının simanda çizildiği bir vakitte susmak…
Ah ve ofların bahçesinde boy verdiği sitemkâr hanenin önünden geçerken
susmak…
Bakışların manidarlığından sıyrıldığı bir vakitte susmak…
Gönül kapılarının yüzüne kapandığı ve ikindinin hüznünü yürekte hissettiğinde susmak…
Gecenin karanlıklar Ummanlarında alabora olduğunda,
Yunus’a seslenen Rahmani sesi kulaklarında ağırlamak adına susmak…
Musa’nın Tur-u Sina’daki duasına yürekler çatlatırcasına amin deyip susmak…
Yusuf’un nefsinin karayeline kapılmadığı ve edep meltemiyle arındığı bir vakitte susmak
Yakup’un gözler dağlayan hicranına teselli olacak kelimelerinde,
Yusuf’un kanlı gömleğiyle paramparça olduğu zamanda susmak…
Susmak…
Sevgiliye meftun bulutun sevdası karşısında susmak…
Gafletin elinden Nur_u Dilaranın cemaline savrulan taşların mahcubiyetiyle susmak…
Hicretle ayrılığa mahkum edilen Mekke’nin hicranına bürünerek susmak…
En şerefli ağaç olarak bilinen hutbelerin yoldaşının ardın sıra özlemden kuruduğu anda susmak
Ebu Bekir’in babasını can dostta feda ettiği yarenliğin en yüce mertebesinde,
Ömer’in sevdasına bürünüp, adaletiyle gönülleri fethettiği, bir vakitte
Osman’ın edebiyle melekleri bile hayran bıraktığı
Ali’nin bedeninin küçüklüğüne aldırmadığı, yüreğinin büyüklüğüyle ölüme meydan okuduğu bir vakitte susmak…
Ensar ve Muhacirin gönüllerindeki muhabbetti simalarındaki akse yansıdığı bir anda susmak…
Bilal-i Habeşi’nin ALLAH BİRDİR sözüne mazhar olduğun saniyede susmak…
Ve Sevgilinin ikliminde dolaşan tüm varlıkların dili kelamından dökülenleri duyduğun anda susmak…
Dildeki savunmaların anlamlarını yitirdiği, uvuzların bir bir dile geldiği bir vakitte susmak…
Dünyalık kelamların varlığının hiçliğe sürüklediği bir gecede susmak…
Söylenmemiş cümlelerin dahi tek ve yegane dinleyicisi olan HAKK’ın huzurunda susmak…
İhlası derinliklerinde saklayan yüreğin konuştuğu bir vakitte
Günahkar bir dilin haykırışına prangalar vurup susmak…
Dünya rıhtımından, ukba okyanusuna
Estiğin yerlerde hoş bir koku bırakacaksın, takip edilecek bir iz... Bu yapabileceğin en asgari hizmet insanlık için..
Buradan su geçti denilecek, buradan bir müslüman, buradan kaliteli, iyi yetişmiş, ALLAHa karşı sorumlulukları iyi hazmetmiş bu sebepten içinde bulunduğu dünyayla, birlikte yasadığı insanlarla nasıl ilişki içinde bulunacağını bilen bir kul geçti denilecek…
Attığın her adim, konuştuğun her kelime bir anlam, bir değer taşıyacak… On yıl önce ayni sofrada oturduğun bir dostun, kapısının önünden bir kere geçtiğin bir komsunun, yol üzeri görüp sıcak bir tebessümle selam verdiğin her bir kimsenin hatırını taşıyacaksın kalbinde…
Küçümsemeyeceksin hiç bir şeyi ve hiç kimseyi, her insandan alacak bir şeylerin olduğunu varsayacaksın. Düşüneceksin ki eğer ALLAH bu insanı yaratmaya değer kıldıysa bana düsen de ayni saygıyla yaklaşmak, muamelede bulunmaktır ve unutmayacaksın ki karsındakine gösterdiğin saygı kendine olan saygının bir yansımasıdır…
Dünyayı değiştirebileceğin, zulümleri durdurabileceğin, topluma dürüstlük tohumları ekebileceğin umudunu taşıyacaksın hep… Tek bir senle değişeceğine inanacaksın bu dünyanın... Rasul tek bir insan değil miydi?
Duruşun temsil edecek düşüncelerini ve ahlakını… Yaptığın her iste, girdiğin her ortamda en iyi olmayı hedefleyeceksin... Bunu insani gururunu tatmin etmek cin değil, mensubu olduğun eşsiz dine olan borcundan, dizinin dibinde yetiştiğin insanların emeğine olan saygından yapacaksın.
ALLAH için bildiğin doğruyu gözünü budaktan sakınmadan savunacak, ALLAHın adaletini girdiğin her ortama hakim kılmaya çalışacaksın…
Yaptığın en ufak bir hayrın, birinde bıraktığın bir parça güven duygusunun günün birinde hiç ummadığın bir anda karşına çıkacağı, elinden tutacağı bilincini taşıyacaksın…
İlimle yapacaksın bunları, erdemle yapacaksın, bilgiyle yapacaksın... ALLAH için, Onun rızasına ulaşmak için, huzuruna alnı ak varabilmek için yapacaksın…
Gelişme ve öğrenmenin sonu olmadığı bilinciyle ve başın öne eğildiği oranda ulaşmak istediğin hedefe yaklaştığın bilinciyle yapacaksın ...
Değil mi ki; “insanlar başaklara benzerler içleri doldukça başları aşağıya eğilir...