Can Ahmedim s.a.v.

Can Ahmedim s.a.v

Ana Sayfa Profilim Arşiv

Hakkımda

ahmeds...Güzellikler Rabbimizden,kusurlar nefsimizdendir... "Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.Rûhumu Rahmân;a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim." Bediüzzamana hz.


Kategorilerim



Yazılarım

Çaresizlik çığlığı...
Vermek güzelleştiriyor insanı...
Ey dost! Ayna’ya iyi bak! Güzelliğin kaynağını gör!...
Tut Yüreğimin Ellerinden...
Ey gönül, “GÖNÜL” ol!…
Seni Hatırlatıyor!...
Allah için sevmek...
Aradığım sendin güle dönerken şafaklar, küllenirken akşamlarR
Gün Işığına DeğiL, Güneşe Dön!..
Haykırasım geliyor; hey “ben” neredesin?...


Dostlarım

binbirhuzun
yurekyanginlari
mehmet toprak
vaktivisal
Blogcu Yardım
Gül Hanım GüRSOY
feyzanur2000
mnelam
cennetkokusu
metekan
tillsim
sohbetsevenler
nasibim
hdk
cankurban
geceesintisi
teksin61
2563
rufeydem
simuzer60
esmalal
peygamberhayati
nuruhilal
osizsiniz
kaprislikalp
gülnaz hasköy
anguzelblogg
dostilleri
resimdostu
nisanur83
umutsahili82
acigul
seyyahcagri
mutluluklardiyarim
islamiilimler
gulozturk
bilginerdogan
nuruahsen
edebinur
hattatin
Adem Armağan
acizgonul
YuSuF YüZLü
allahbesbakiheves
sevinlibebek
manayolcusu
nurumuhammed
laluask34
serpilobakizi
mine78
saklidiyar
mustafa mazlum
bolahenkk
risaleinurdanvecizeler
huzurdenizi huzur
sukutzamani
miniknurcular
kureysi
mechulsair09
firdevs78
nursahkaraca
peygamberrefendimiz
kardelenceyim


Uğradıklarım

* ahmeds (Güzellikler Rabbimizden...)
* sorularla risaleinur.com
* vehbivakkasoglu.com/
* Canlı Risale-i Nur
* nuriklimi.wordpress
* ahmeds.azbuz.
tıklayınız tıklayınız tıklayınız tıklayınız tıklayınız tıklayınız tıklayınız tıklayınız


Selamlaşma köşesi

DUYURU PANOSU

Sevgili gönül dostlarım
son günlerde ismimle benzer isimlerde değişik kardeşler türedi bilmenizi isterimki isim olarak facebook ta ahmed ak spacede ahmeds ve blogcu da canahmedim den başka kullandığım isim yoktur ve bir tek profil resmim var.iyi insanlar olduğu kadar art niyetlilerinde olabileceği ihtimaline karşılık bilginize
ahmeds
Ey Yolcu ! Nereye bu gidiş? Güven nerde, Ahde Vefa nerede kaldı... ?

Albümü açmak için üzerine tıklayınız



Efendimiz (sav)


Ahirzaman Asrından Asr-ı Saadete sesleniş
Sevgili Peygamberimiz (sav)e mesajınızı iletmek için resme tıklayın
Image Hosted by ImageShack.us

 KUTLU DOGUM İÇİN MESAJ BIRAK
Image Hosted by ImageShack.us


Efendimizin s.a.v. Duası

Rasül-i Ekrem Efendimiz namaza başlarken kendisi için şöyle duâ etmiştir: “Ey Allah'ım hatalarımı benden doğu ile batı arasındaki mesafe kadar uzak kıl. Ey Allah'ım beyaz elbisenin kirli paslı elbiseden ayıklandığı gibi beni de günahlarımdan pâk eyle. Ey Allah'ım beni katında bulunan mânevî kar, su ve dolu ile yıka”


Image Hosted by ImageShack.us
amin


meajınızı yazmak için resme tıklayın.




VEDA HUTBESİ

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.usVeda HutbesiImage Hosted by ImageShack.us

Bismillahirrahmanirrahîm

EY İNSANLAR!
Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz.

İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlıyarak muhafaza etmiş olur.

ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib'in oğlu (amcam) Abbas'ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib'in torunu (amcazadem) Rebia'nın kan davasıdır.

İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!


Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzeridne hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki

hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe döğüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.


MÜ'MİNLER!


Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur'andır.

MÜ'MİNLER!

Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun...


ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kur'an'da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem'in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O'na en çok saygı göstereninizdir. Arabın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur.

İNSANLAR!

Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

"-Allah'ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz." (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.)

Şahid ol yâ Rab!

Şahid ol yâ Rab!

Image Hosted by ImageShack.usŞahid ol yâ Rab!Image Hosted by ImageShack.us



Zaman



www.flickr.com
canahmedim's Esmaül-Hüsna photoset canahmedim's Esmaül-Hüsna photoset




Hüzün yılıyla gelen...


Asr-ı Saadetin Olaylarını kronolojik bir sırayla okurken, o ‘saadet asrı’nda bir ‘hüzün yılı’ çıkar insanın karşısına: nübüvvetin onuncu yılı. Bu yıl, bizatihî Resûl–i Ekrem aleyhissalâtu vesselamın ifadesiyle ‘senetü’l–hüzün’dür. Yani, o seneye bu adı veren, bizatihî Hz. Peygamberdir.

Nübüvvetin onuncu yılı, gerçekten hüzün yılıdır. Zira, bu yıl içinde onu kavmine ve kabilesine karşı koruyan amcası Ebu Talib öldüğü gibi, o dışarıda her ne sıkıntı ve eziyete uğrarsa uğrasın evine döndüğünde huzur ve sükûn bulmasını sağlayan ‘anneler annesi’ eşi Hz. Hatice de vefat etmiştir. Ve, bu iki ölüm dolayısıyla Hz. Peygamber’in evde ve ev dışında ‘sığınaksız’ kaldığında, gemi azıya alan Mekkeli müşrikler onu öldürme planları yapmaya başlamışlardır. Bu yüzden Taif’e iltica etme teşebbüsünde bulunan Nebiyy–i Zîşan (a.s.m.), bir büyük darbeyi de oradan yemiş; iltica talebiyle gittiği bu şehri taşlanarak terketmiştir.

Resûl–i Ekrem’in (a.s.m.) iki vefatın akabinde en ziyade zulme maruz kaldığı ve kendisini en ziyade savunmasız bulduğu bu yıl, diğer taraftan, onun ubudiyetin en kemal çizgisine ulaştığı yıldır. Esbab dairesinde herşeyin aleyhine dönmüş gözüktüğü o ortamda, Efendimiz aleyhissalâtu vesselam, ‘aczini dergâh–ı ilahîde mühim bir şefaatçi yapma’nın eşsiz bir örneğini yaşama imkânını da sağlamıştır. Hz. Peygamber’in taşlanarak Taif’ten kovulduğu, ancak bir bağa sığınması sayesinde taşların vücudunu daha fazla yaralamasından kurtulduğu bir hengâmda yaptığı ilk iş, namazdır. Resûl-i Ekrem (a.s.m.) sığındığı o bağda biraz dinlenip sükûn bulduktan sonra, yarasını temizleyip abdest almış, ardından da iki rekat namaz kılmıştır. Namazın sonunda Rabbine sunduğu münacat ise, Rububiyet-ubudiyet ilişkisinin tarifsiz bir örneğidir. Meali dahi insanı huşû ve huzûa getiren bu münâcatta, Nebiyy–i Zîşan (a.s.m.), bir ‘abd-i aciz’ olarak Kadîr-i Rahîm’e şöyle seslenmiştir:

“Yâ Allah! Gücümün zayıflığını, tedbirimin azlığını, halk nazarında hakîr görülüşümü sana arz ve şikâyet ediyorum.

Yâ erhamu’r–râhimîn! Sensin zayıf düşenlerin Rabbi! Sensin benim Rabbim!

Sen beni kime bırakıyorsun? Senden uzak olan ve beni gördükçe suratını asan kimselere mi? İşimi eline verdiğim düşmana mı?

Eğer Senden bana karşı bir azap yoksa, hiç gam çekmem.

Senin af ve mağfiretin, benim için, gazabından daha geniştir.

Senin üzerime gazab indirmenden, yahut gazabının üzerimde yerleşmesinden, Senin karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzene koyan Vechinin Nuruna sığınırım!

Herşey Senin rızan içindir ve bütün güç, kuvvet de Sendedir, Senin Elindedir!”

Müthiş bir teslimiyet yüklü bir münacattır bu. Hz. Peygamber, kendi durumu, uğradığı eziyeti dergâh-ı ilâhîye şikayet ettikten sonra, “Eğer Senden bana karşı bir azap yoksa, hiç gam çekmem” diyerek, bu yaşadıkları Rabbi tarafından bir gazap ve bir itab olarak gelmedikten sonra bütün bunlara razı olduğunu bildirmekte; ve doğduğu yerin ölümüne susadığı, sığındığı yerin ise taşlamayı seçtiği o şartlarda nihaî sığınağın o olduğunu ve buradaki herşeyin O’nun için olduğunu teyid etmektedir.

Bu münâcatın hemen ardından vuku bulan ilk olay, son derece manidardır. Mekke’de barınamayan, Taif’ten de taşlanarak kovulan Hz. Peygamber’in yanına sığındığı bağın Hıristiyan kölesi Addas gelecek ve bağın sahibi iki Mekkeli müşrikin yolladığı birkaç salkım üzümü getirecektir. Efendimizin o esnada Addas’la yaptığı üç-beş dakikalık sohbet, Addas’ın nereli olduğu, Addas’ın memleketi Ninova’nın Hz. Yunus’un memleketi olduğu, Peygamberlerin ‘kardeşliği’ üzerinedir. Sohbet-i nebevîden bu kadarlık bir hissedarlık, Hıristiyan köle Addas’ın kalbini İslâm’a açmasına yetmiştir. Mekke ve Taif örneğinde görüldüğü üzere, kendi kavim ve kabilesinin ona yüz çevirdiği hengâmda umulmadık bir anda umulmadık bir yerde umulmadık bir kişiden gelen bu hidayet, Resûl-i Ekrem’in (a.s.m.) az önce ettiği münacata karşı dergah–ı ilâhîden taze bir kabul mesajı niteliğindedir.

Yine bu münâcatın ardından, Cebrail aleyhisselam Resûl–i Ekrem’e gelerek Rabbinin onu kendisini taşlayan Taifli zalimler güruhuna karşı Allah’ın gazabını ve azabını isteyip istememe hususunda muhayyer bıraktığını söyler. O şanlı nebî, “Ben rahmet peygamberiyim” sözünü, işte öylesi bir vasatta söyler. ‘Ben onların helâk olmalarını istemem. Bilakis, Allah’ın onların sulblerinden yalnız Allah’a ibadet edecek, O’na hiçbir şeyi şerik koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim.”

Mekke’ye dönüş yolunda, yine bu münâcatın ardından gelen bir diğer ilâhî ikram ise, kavmi ve kabilesi onun sözlerine kulak tıkamışken, Nahle’de namaz kılarken okuduğu Kur’ân’ı duyan cinlerin imana gelmesidir.

Sonrasında, Hz. Peygamber, Mut’im b. Adiyy’in sağladığı himaye ile hiç kimse ona ilişemeden yeniden Mekke’ye girebilecektir. Bu, Hz. Peygamber’e bu eşsiz münâcatın ardından gelen dördüncü bir hediyedir.

Hediyelerin en büyüğü ise, biraz daha sonra gelir.

Kudsî nebi, o hüzün yılında iki büyük ölümün ardından önce Mekke’de, sonra Taif’te uğradığı haksız ve çirkin muameleyi öfke nöbetlerinin, hikmetsiz feveranların yahut Rabbine karşı isyanın sebebi yapmadığı; bilakis, böylesi bir durumda ‘aczini dergâh-ı ilâhîde en mühim bir şefaatçi’ kılan muazzam bir sükûnet ve teslimiyet hali sergilediği için, o hüzün yılının ertesinde yeryüzünde başka hiçbir insanın erişemediği bir nimete mazhar kılınır: Mirac.

Mirac ki, ‘beş vakit namaz’ gibi bitimsiz bir hediyeyi de getirecektir.

Mirac’ın da yaşandığı bu ‘ertesi yıl’da gelen bir diğer ilahî hediye ise, Medine’nin sinesini İslâm’a ve Peygambere açmasıdır.

Hüzün Yılında hüznün en yoğun günlerinin hemen ardından gelenlerin ve Hüzün Yılının ertesinde gelenlerin, yılını ‘hüzün’le yaşayan mü’minler için söylediği çok şey vardır.

Demek ki, musibetlerin üstüste yığılmış gözüktüğü ve sebepler âleminde hiçbir ümit ışığının gözükmediği bir durumu yaşıyorsak, bize düşen, asla isyan değil, asla yeis de değil, dua ve münacattır. Aczini dergâh-ı ilâhîde en mühim bir şefaatçi kılan halis bir yönelişle Rabbinin rahmet kapısını çaldığında, karşılık muhakkak gelecektir.

Kısacası, hüzün yılları ve de hüzün günleri, asla ve asla, öfke, isyan ve galeyan günleri değildir. Mü’mine düşen, böylesi yılları ve günleri Peygamber mirası bir teslimiyetle karşılayıp, Zât-ı Zülcelâl’in ‘karanlıkları aydınlatan, dünya ve âhiret işlerini düzene koyan Vechinin Nuruna sığınmak’tır.

Bu başarıldığı takdirde, Rabb-i Rahîm bize âcil ikramlarda bulunduğu gibi, Mirac-misal inkişaflar ve Hicret–misal fütuhatlar da ardısıra gelecektir.

Ne mutlu hüznünden mirac meyvesi devşirenlere!

Ne mutlu aczini isyan sebebi değil, rahmeti celb vesilesi kılanlara!


Metin KARABAŞOĞLU

Değerli Gönül dostlarım hepinizin Leyle-i Miracını tebrik eder hayırlara vesile olmasını Cenab-ı haktan niyaz ederim.selam ve dua ile

Tarih: 20:39, 17/7/2009 Kategori: En sevgili S_a_v_
Yorum (7) | Yorum yaz | Bağlantı

ÖZLEDİK SENİ YA RESUL ALLAH S.A.V....



HOŞGELDİN! EY, kutlular kutlusu!

Hoşgeldin! Ey, Nebiler Nebisi! Hoşgeldin!

Sen öyle bir iklimde geldin ki, medinedeki çöl ortasında açan tek güldün.. gül kokulu ferah iklimler getirdin beraberinde ve bölük bölük melekler indiler yeryüzüne, senin yüzün suyun hürmetine..

Hoş geldin Allah'ın Resulu! Hoşgeldin!

Kutlu bir gecede, şereflendi dünya.. çünkü seninle tanıştı.. karanlık çökmüş dünyadaki tek aydınlık misali, mehtaplı bir gecede yanıp sönen ışıltılı yıldızlar gibi, daha da güzel, tarifsiz bir nurla, nurunla teşrif ettin yeryüzüne..sen ki Muhammed Mustafa'sın ve senki alemlare rahmet olarak gönderilensin ve Sen ki.. peygamberimizsin elhamdülillah..


senin nurunla aydınlandı dünya.. senin için söylendi en güzel şiirler, senin için yazıldı mevlidler, ilahiler... Necip Fazıl,

"Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;

Sana uymayan ölçü, hayat olsa teperim!" dedi.. en güzel dizelerinden birinde..

ve seni seven insanların en güzel zamanları yaşandı bu dünya üzerinde ve insanlar kul hakkından korkar, iliği severdiler.. çünkü seni unutmamıştı insanlar... seni tanıyorlardı... Ya şimdi?...

Ümidimizi yitirmek hiç yakışmasada bizlere, içimdeki vaveylalar artarken bir çığ gibi... bazen bende düşüveriyorum yes'lere, istemesemde.. senin nurlu mekanın Kabe'nin resimleri avutabiliyor zavallı kalbimi.. ve belki de bir avuntu arıyorum resimlerde...

seni yattığın ebedi mekanı binlerce insan tavaf edip eriyorken o yüce mertebeye.. aydınlık sanki sadece o mübarek beldelerde..bizim içimizi gittikçe büyüyen karanlıklar kaplarken, senin bulunduğun belderler gece karanlığında bile ışıl ışıl Ya Resul Allah!

Dünya senin nurnun olmadan daha ne kadar dönebilir yörüngesinde? yada zaman ne kadar güzel ve bereketli sensizliği çekerken iliklerine? Özledim seni, Özledik seni ya Resul Allah!

Zulmün arşa değeceği zamanlarda senin merhametini özledik, zalimlerin başlarımıza kara bulutlar gönderdiği zamanlarda senin sabrını özledik.. Zenginin fakiri gözetmediği zamanlarda senin cömertliğini özledik.. Özledim seni,özledik seni ya Resul Allah!

Mavi Gezegen maviliğini siyaha devrediyor sanki.. ve gittikçe birşeyler azalıp yitiyor usulca.. ve dünya her zamankinden daha ağır ve daha miskin sanki şu zamanlarda...

Zor zamanlarda yaşıyoruz velhasıl! Ölesiye zor zamanlarda başladı sana olan sevdamız... Zor zamanlarda sevdalandık sana.. Sevgiyi unutmak üzere olan bir gezegende yeniden SEVGi diyebilmek. barışı istemeyen gözlere senin barışçılığını düşünerek.. sıcacık ve içten illaki BARIŞ diyebilmek,acımasız yüzlere, senin merhametini düşünerek MERHAMET'in varlığını hatırlatabilmek, herşeye rağmen, senin yüzün suyun hürmetine ve Allah rızası için illa ki illaki GÜZEL'den, illaki SEN'den bahsedebilmek...



ve tüm çirkinliğe inat senin o sonsuz güzelliğini düşünüp güzel görebilmek.. zor olsada imkansız olmuyor seni tanımakla.. seni hissetmekle..ve Allah'ın lutfettiği güçle..

Özledik seni Allah'ın Resulü, Özledik Seni Ya Hz. Muhammed(a.s.m) ve seni hep özlüyoruz Canım Peygamberim.. ama ne mutlu ki, özlemler en sonunda seni hissetiriyor bize.. zor zamanların aşılmazlarını aşabiliyoruz senden aldığımız güçle ve RAbb'imizin ilham ettiği düşüncelerle..

Senin teşrifinle aydınlandı, kutlandı evren ve senin nurunu yaşatmaya çalışan ışıl ışıl,bu zamandan alabildiğine soyut ve bir o kadar güzel gençlerle,Allah'ın izniyle devam edecek güzeller ve senden gelen gül kokulu ilhamlarla dağıtacağız elimizdeki kırmızı gülleritüm evrene ve bir gün herşey güzele, gül'e dönecek ve Allah Nur'unu tamamlayacak inşaallah...

seni düşünmek ve yeniden güzel ümitlerle dolmak ne güzel!.. sen ve senin getirdiğin gül kokulu ilhamlar zor zamanların en güzel armağanları elhamdülillah.. ve derince bir özlem dahi güzeli sürüklerken peşinden yine de...

Seni ve senin güzelliği özledik Ya Resul Allah!..
Öznur Çolakoğlu ÇAM





Bismillahirrahmanirrahim

Şu kâinatın Sahip ve Mutasarrıfı, elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor ve her tarafı görerek tedvir ediyor ve her şeyi bilerek, görerek terbiye ediyor ve her şeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faydaları irade ederek tedvir ediyor.

Madem yapan bilir, elbette bilen konuşur.

Madem konuşacak; elbette zîşuur ve zîfikir ve konuşmasını bilenlerle konuşacak.

Madem zîfikirle konuşacak; elbette zîşuurun içinde en cemiyetli ve şuuru küllî olan insan neviyle konuşacaktır.

Madem insan neviyle konuşacak; elbette insanlar içinde kabil-i hitap ve mükemmel insan olanlarla konuşacak.

Madem en mükemmel ve istidadı en yüksek ve ahlâkı ulvî ve nev-i beşere muktedâ olacak olanlarla konuşacaktır.
Elbette, dost ve düşmanın ittifakıyla, en yüksek istidatta ve en âli ahlâkta ve nev-i beşerin humsu ona iktidâ etmiş ve nısf-ı arz onun hükm-ü mânevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdiği nurun ziyasıyla bin üç yüz sene ışıklanmış ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip ona dua-yı rahmet ve saadet edip ona medih ve muhabbet etmiş olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ile konuşacak ve konuşmuş; ve resul yapacak ve yapmış; ve sair nev-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır. (Mektubat, On Dokuzuncu Mektup)

Bediüzzaman Said Nursi

SÖZLÜK:
MUTASARRIF : Tasarruf hakkı ve yetkisi olan, tasarruf eden bir işi kendi isteğine göre idâre eden, bir malın sahibi.
TEDVÎR : Döndürme, çekip çevirme, idâre etme.
ZÎŞUUR : Akıl, şuur sâhibi.
ZÎFİKİR : Fikir, düşünce sahibi.
KÁBİL-İ HİTAP : Hitap edilebilen, kendisiyle konuşulabilen.
İSTİDÂT : Kabiliyet, yetenek, meziyet.
MUKTEDÂ : Kendisine uyulan, imâm.
HUMS : Beşte bir.
İKTİDÂ : Tâbi olmak, uymak.
NISF-I ARZ : Yeryüzünün yarısı.
TECDÎD-İ BÎAT : Bağlılığı yenileme
.

Getirdiği ebedi nura, açtığı saadet caddesine ve sünnet-i seniyyesine yeniden sımsıkı sarılmak ve Mevlid Kandilini vesile ederek ona yeniden biatimizi, bağlılığımızı tazelemek ne yüce bir şeref ve ne büyük bir saadettir.
Yüce Rabbim bizleri sevgili Resulünün (s.a.v.) şefaatine nail eylesin. Mevlid Kandilimiz mübarek ve hayırlara vesile olsun inşallah.AMİN


Tarih: 00:00, 7/3/2009 Kategori: En sevgili S_a_v_
Yorum (12) | Yorum yaz | Bağlantı
<- Son Sayfa Sonraki Sayfa ->



BLOG DESİNG BY AHMEDS


Muhabbet Fedaileri Facebook sayfası paylaşımlarımız