ahmeds...Güzellikler Rabbimizden,kusurlar nefsimizdendir...
"Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.Rûhumu Rahmân;a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim." Bediüzzamana hz.
Aradığım sendin güle dönerken şafaklar, küllenirken akşamlar… Gül kızıllığında müjdeler aradım ebrulî bulutlardan hüzme hüzme süzülürken ışıklar. Çöl benim içimde, acı benim içimde. Mecnun’un, geceler ve gündüzler boyu Leylî iniltilerini bir ney gibi dinleyen kum taneleri ayaklarımın altında ateş ateş çoğalırken, geceyi özlüyorum. Gecelerde dolunaylar gibi doğasın diye ufkumda yâr! Çölün sessizliğine düşerken yıldızlar, yüreğimin kuytularına serinlikler insin cennet cennet ne olur! Bir aslan avcısının çölün hür ufuklarında geceyi yorumlayıp da, “Ebedi ve ezeli Sevgilinin dört duvar arasına sıkıştırılamayacağını anladım.” deyişi gibi ben de gönül semalarımda yıldız yıldız beliren mühürlerine bakıp seni yaşamak istiyorum içimde ey sevgili! Benim için her gül yaprağında sen, her yağmurda sen, her rüzgârda sen… Varlığım seninle… Zamana senin adınla mühür vuruyorum. O mühürler ki, zamanın sonsuza uzandığı yerde ancak yine senin adınla açılır, yine senin adınla okunur. Gönlümün gaflet çölünde perişan düştüğü demlerde hasretimi affıma ferman say da ne olur ötelerin tütsüsüyle yeni mühürler vur yüreğime. Zaman ırmağının donduğu ötelerde de açılacak sonsuza uzanan yeni mühürler. Yüreğim seninle mühürlensin. Adım, adınla bilinsin yâr! Adımlarım ne yana dönse sana olsun. Ki, sen her yanımdasın. Biliyorum şah damarımda akan kan, daha yakın değil bana senden. Yakınlığın gül tadında yanmaksa eğer uğruna, ne olur beni de yak yaprak yaprak aşkınla. Bin kerre bozduğum tövbelerden sonra yeni baştan yazılsın gecenin en mahrem saatlerinde aşk kitabım. Kitaplar kitabından nasibime ilkin nasıl adın düşmüşse, yine öyle adınla başlasın satırlar. Nice gönlü bin parçaya bölen Züleyha bakışlı güzellerin aşk sayfaları rafa kaldırılsın Yusuf kanatlarıyla. Titreyen dudaklarımdaki son mühür, son isim, son çağrı son tat adın olsun…
Bunu affıma ferman bilirim. Sen varsan yâr, her şey bana yâr! Vücut zindanında sana müştak gönlüm nice baharlar yaşar adınla yağmur yağmur, demet demet. Mısır’a sultan olmak değil mi ki ışığa hasret köhne zindanlardan geçiyor, beni de nefsin zindanında esarete mahkûm bir Yusuf say da, arındır ve sonra da kavuştur özgürlüğüme yâr! Bilirsin, özgürlüğüm, sana tutsaklığımdır. Arzuların kör kuyusuna benim de atılmışlığım vardır. Ne olur beni de Yusuf’lardan say, yolla ümit kervanlarını, sal rahmet kovanı. Ufkum senin rahmetinle şenlensin. Göz sahillerimde dalgalar senin adınla coşsun. Tesellim; hasretimdir, gözyaşımdır, umudumdur… Bulut bulut dolan yüreğimden sana akıtıyorum gözyaşlarımı yâr! Önce adın, sonra adımlarım… Ben bir gelirken sen iki gelensin. Benim için bana benden daha çok yönelensin. Çağları aşan çağrılarınla günü beş parçaya bölerken, ne olur her parça benim için bir altın dilim olsun secde secde sana yönelişlerimle…
Muhammed seni okudum. Okudum, çoğaldı harflerim, ırmaklarım, yıldızlarım... Tüm kitaplara senin isminle yazıldım. Doğdum, Muhammed'e doğdum. Âşıksam, Muhammed'e aşığım. Ölürsem, Muhammed'e ölürüm. Gelirsem, Muhammed'e gelirim. Yusuf oldum kuyularda hep seni bekledim, Hüseyin oldum Kerbela'da, kuruyan dudaklarımla sayıkladım ismini, Gelsin de ırmaklar taşıyan ellerinden, Abı hayat akıtsın içime diye bekledim. Bekledim, kapandı yollarım, uzattım parmaklarımı, Hallaç gibi doğrandı ellerim. Hiç seni söyleyemedim. Dağlandı dudaklarım. Yazdım gözyaşlarımla Mekke'nin dağlarına: Ey sevgili, gel diye... Ağlama duvarını bir çıban gibi sırtında taşırken, Yorulan kollarıyla taş atan Kudüs'üm ben. Kaldırımlarımda ateşler yükselirken, Geldin öptün beni alnımdan, Serinleyip sarıldım taşlara yeniden. Ey Muhammed... Ey Sevgili. Ey Badı Sabah. Ey Üzerimize doğan ay. Ey Güzelliklerin şahikası. Ey Şefaat pınarı. Her düşmem gül ayaklarına kapanmamdır, Böğrümden yediğim her kurşunla tutarım ellerinden. Her şarkımda seni söylerim. Her tebessümüm senindir. Hep seni beklerim: Sen bir gelsen diye ey Sevgili... Sevgili... Ben Emirhan Babayim Kenan illerinde hasretini soluyan, Hırkana bürünürüm karanlıkta kaybolduğumda, Dört taraftan vururlar bana, Vururlar da söyletemezler sensizliği, Sümeyye gibi develer ayırır bedenimi... Hamza'yım Ey Sevgili, Uhud'dayım tam önündeyim, Vahşinin mızrağı deler geçer yüreğimi, Gel de okşa ne olur oyulmuş kalbimi, Hind değil hasretin acıtır onu... Ben Grozni'yim, Keşmir'im, Kandahar'ım, Saraybosna'yım, Hama'yım, Buhara'yım, Bağdattım, Morayım, Taşkentim, Doğu Timor'um, Türkistan'ım, Ahıska'yım. Eritre'yim, Halepçe'yim, Kırım'ım, İstanbul'um.., Ben kurşunlara evlat vermiş anneyim. Kurşunlardan sakınan bedeniyle seni özleyen, Taş atan bir filistinliyim. Okul önlerinde bekleşen ve ağlayan, Karanfil dağıtan kızım. Gel öp bizi alnımızdan, Gel sev bizi kanayan yaralarımızdan. Ey sevgili,,. Ey Muhammed... Gittin ya gül yüzlü sevgili. Kırıldım gittiğinden beri. Kırıldıkça yandı canım. Çarmıhta çivilenen benim ellerim, Benim ayaklarım. Harami sofralarda sergilenen benim başım. Beni bir ağaçta kıstırdılar, Kör bir testereyle biçildim. Ağladım, kurudu göz pınarlarım, Ağladım, hasretine türkü yaktım. Ağladım, gel diye ey sevgili... Sevgili.,. Ömer'im, Ali'yim, Osman'ım, Vuruldum bir niyaz vaktinde, Kanım dağıldı kitabın sayfalarına. Seni yazdım bir damla kanla, İsminin dolaştığı semaya, Bir baştan bir başa. Sen gel diye Ey sevgili... Ey sevgili... Kırıldı mı dişin? Dikenler acıttı mı ayaklarını? Deve işkembeleri kirletti mi elbiselerini? Medine yollarında yoruldun mu? Taif'te taşlar kanattı mı gül yanağını? Kırıldı mı kalbin bize? Kırgın mısın sevgili? Ne çare Bekirler yok şimdi, Aliler, Osmanlar, Ömerler yok. Halidler gitti, Musablar gitti. Hatice yok, Zeynep yok, Fatıma yok. Müminlerin annesi sofra açmaz evlerimizde. Kedilerin babası dolaşmaz sokaklanmızda. Biz ne çok yetim oluk da, Senin gibi okşayanımız yok artık. Gel bir okşa ne olur. Yaralarımızda ki irinler azdı. Canımız acıdı. Bir merhamet et, bir gülümse efendim. Bir görün puslu şehirlerin üstünde. Bir ses ver puslu yüreklerimize. Bekler dururuz her seherde, Sen gel diye ey Sevgili... Ey Sevgili... Buralara bir hal oldu: Ne yakup inliyor şimdi, Ne Mısırda rüya görülüyor, Züleyhalar yalancı, Yedi adam ne yapsın, Mağaraların kapıları da kapalı. Musa vurunca asasını, Oynamıyor yer yerinden. Yol vermiyor kızıldeniz. Sakınmıyor İbrahimi ateşler, Su taşımıyor karınca, Ethemin balıkları getirmiyor iğneleri denizden. Buralara bir hal oldu; Sen yoksun, buralar duman oldu efendim. Bir mektubun gelmedi buralara... Bir Necaşi sormaz halimizi. Bir yalnızlıktır düştü ocağımıza. Bir karanlık çöktü başımıza. Ay aydınlatmıyor, Gül kokmuyor. Yokluğun karabasanlar gibi çökünce sinemize, Dağıldı hanemiz, Dağıldı yüreğimiz, Dağıldı birliğimiz... Sevgili affet bizi: Bir deve olamadık, Hasretinden çatlayıp ölecek. Bir kuru ağaç olamadık, Yokluğuna kanlı gözyaşları dökecek. Bir Bilal olamadık, Sensiz ses vermeyecek. Bir Ebu zer olamadık, Alıp başını gidecek. Ey sevgili, Ey şefaat sahibi, Affet bizi. Affet... Şimdi bir şarkı düşer dilimize, Bir aşk iner yüreğimize. Bir el tutar elimizden. Bir af fermanı gelir ötelerden. Bir sen gelirsin. Bir sen gelirsin. Biz bin seviniriz: Sevgilim Muhammed diye... Sevgilim Muhammed diye... Meleklerle yarış ederiz...
Gel sevgili, Gel öp, kokla ve yeşert bizi, kalbimizi
Göğe asılı bıraktığın bu sağnak,
nice gönül tarlalarından 'hû' filizlendirdi.
Kâinat vecde durdu.
Ve... dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor.
Aşk vesile...
Dünyaya alıştım alışalı, denizi çakıl taşlarından tanıdım.
İçimde ney seslerini büyüttüm.
Belli ki yine bu ıssız limanda fırtına kopacaktı.
Bir muammalı vakitti oysa ki yalnızlıklar.
Aşkın tarifini sordum göçmen kuşlara.
Dediler göç... Dediler yanmaktır yaklaştıkça...
Onun kaynağından tadan divanedir. Sonra...
Sonra bir şair kesti yolumu...
En yüce bir düştür benim aşkım.
Görmeye değmez ki küçük düşleri dedi ve ekledi:
Mecnun değilsen sus!..
Bense güneşlerin kol gezdiği ufuklar hayâl ederdim
salkımlı dünyamda, aşka dair...
Düşlerim en kudsî duygularla bezenmişti oysa.
Meğer küçük düşlerle avunmuşum...
Muhayyel sevdalar buruyor yüreğimin pencerelerini.
Herbiri tül, herbiri hür.
Hiç dokunulmamış, hiç yaşanmamış.
Hikayelerine hayâl meyal tanıklık ettiğim...
Bu efsane hikayeler sürüldü masama.
Bense özgün sözlerin tadına alışıktım.
Benim taatım, tahiyyatımdı Rab'le...
Dünyanın perdesini şöyle bir aralayınca,
aşka dair birçok şeyin öylesine ortalığa savrulmuş olduğunu hissettim ki;
Tanınmayacak haldeydi.
Kadın olmuştu, para, makam, nefs, hırs, menfaat, sömürü olmuştu.
O kutsalı aralarından arındırmak öylesine zordu...
Kalan son sevgi sözlerini topladım avucuma... doldurmuyor bile!
Dilden çıkıp, ancak kulağa kadar varabiliyordu; yüreğe değil...
Aşka belki bir adım, belki asırlar vardı
ama sevgiyi diri tutmaktı, yaşatabilmekti esas olan.
Ucuzcular pazarından kurtulup, sultanlar sofrasına hizmetli olabilmekti...
İflah olmaz âşık kisvesini giyebilmekti.
Gönülde maya tutup aşka, onu göklere armağan edebilmekti.. uçurtmalara...
Celâl-i Didar'a yâr olabilmekti benim en gerçek düşüm...
Sen ezelî ve ebedî, arzsız ve arşsız, cennet ve cehennemsiz,
öylesine bir sevdasın ki diyebilmekti...
Mevlânaca bir tavır koyabilmekti.
Naz makamına ulaşmayı gönül hedefinin tam ortasına yerleştirebilmekti...
Ruhum firdevslere kayarken, dünyanın sahte makyajı bulaşıyor yüreğime...
Her renk bir adım daha ulaşılmaz kılıyor seni...
Kalbimde bir dünya kurup,
binbirinin yıkılışını venüs bardağında
seyretmek gibi bir şey sanırım ulaşılmazlığın...
Ey ulaşılmaz Matlubum!...
Hırçın dalgalar Kahhar ismini vuruyor dünya sahiline,
güller Cemal isminle raksa başlıyor bir seher,
kuşlar Nur ismini zikrediyor bir şafak kızıllığında...
Bense Vedud coğrafyanda, 'seven' şahsında talibi oynamaktayım.
Belki adaylığın adaylığına bile lâyık değilken;
Bende Mecnun'dan füzun âşıklık istidadı var,
Âşık-ı sâdık benim, Mecnun'un ancak adı var...
diyebilme cüretkârlığına koşmaktayım...
Belki sadece içimdeki boşlukta çırpınıp durmaktayım...
Ey Rab! Sana ulaşamamak sensizlikte kaybolmak nedir, anlatayım mı?...
Kum fırtınasında, çölde, sağanaklara âşık olmaktır!...
Dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor...
Aşk vesile...
"Adım, adınla bilinsin yâr! " Amin..
Öyle sanıyorum ki böyle yazılar gözyaşlarıyla yazılıyor,zira yüreğe dokunuyor.Hani o gözyaşı olmasa gönül kaleminin mürekkebi kuru kalacak gibi..Allah razı olsun yazandan ve senden ortağım ve de abim :)
Aradığım sendin güle dönerken şafaklar, küllenirken akşamlar gülüm seherim şafağım zemheriye döndü..
Neyi arıyorsan o sensin der mevlana...
Aradığını bulan değerli kardeşim yüreğinize sağlık dua ile
Gerçek aşk ikliminin sultanlarının dizleri dibine oturmak.
Yanmak, yanmak, yanmak...
Pervane böceği gibi uçuşup durmak ateşin çevresinde ve dayanamamak,
Atılıp kalmak nar-ı aşkın kor yangınına.
Ve geçmek. Ve geçip gitmek.
Şehirleri, caddeleri, sokakları, köşe başlarını, parkları ve
meydanları bırakmak diğerlerine.
Her bir tarafı umman-ı aşkla çevrili adalar yaratmak sevgiliye.
Uçup gitmek, kaçıp gitmek, göçüp gitmek, geçip gitmek umarsızca.
Başakta tane olmak varken neden tarlada başak olasın ki?
Petekte bal olmak dururken neden kovanda petek olasın ki?
Şarkıda nağme olmak varken neden kitapta şarkı olasın ki?
Şu evrende varolmuş, varolan ve varolacak ne varsa;
Her birinin özü var. Özünün de özü var.
Peki ama aşkın özü ne?
Dünyanın ve evrenin bu en büyük mutluluğunun özü hüzün,
Sevincinin özü keder, vuslatının özü ayrılık.
Cohelho, Simyacı'da:
"Aşk, sevdiğin nesneye sahip olma duygusunu da yanında getiriyor" diyordu.
Peki sahip olmak aşkı ne hale getiriyor dersiniz?
Aşk, bir arayış değil de nedir acaba?
Aşk, aşık olunan şeyin özünü aramadır.
O özü bulup çıkarma, ona sahip olma, onunla yekvücut olmadır.
Sen, o olursun, geçersin.
Aşk, geçmektir
Leyla, Mecnun un herşeyi idi.
Leyla ateşti, Mecnun pervane.
Leyla evrendi, Mecnun koskoca bir hiç.
Leyla topraktı, Mecnun yağmur.
Leyla bir yoldu sonu olmayan, Mecnun bir yolcu "öz" arayan.
Leyla, Mecnun un nesiydi biliyor musunuz?
"Leyla, Mecnun un hiç bir şeyiydi.
Mecnun zaten Leylaydı."
ALLAH RAZI OLSUN AHMET KARDEŞİM....
ALLAHIMA EMANETSİN....
Tesellim; hasretimdir, gözyaşımdır, umudumdur
Bulut bulut dolan yüreğimden sana akıtıyorum gözyaşlarımı yâr! Önce adın, sonra adımlarım Ben bir gelirken sen iki gelensin. Benim için bana benden daha çok yönelensin.
Çağları aşan çağrılarınla günü beş parçaya bölerken, ne olur her parça benim için bir altın dilim olsun secde secde sana yönelişlerimle
çok güzel bir paylaşım kardeşim Allah razı olsun selam ve dua ile
Ben sana meftun olmuşum Ey Sevgili. Dolaşıyorsun kanımda kıyam hızıyla. Kanıma kırmızı rengi veren sensin ey sevgili. Hayata dair ne varsa; tüm niyetlerimde, özlemlerimde, eylerimde, isyanlarımda, itaatlerimde, velhasılı tüm yapıp ettiklerimde dolaşıyorsun kıyam hızıyla. Karların üzerinde açan kardelenler gibi beyazsın karanlık ufkumuzda. Başka bir yerde değil kalbimde yer açtım sana kalbimde. En meskun ve en mesrur duygularım senden neşet etmiştir. Yeniden dirildi tüm mefluç duygularım senin sevginle. Her gün,her saat oturup kalkıp seni anıyorum. Sana layık başka bir yer bulamadım kalbimden gayri. Etrafımda oluşan bir mutluluk halkası varsa,yeşil bir duygu yumağı varsa bunu sana borçluyum Ey Sevgili. Dal budak salıyorsun,bahar getiriyorsun dünyama; nergis kokulu çiçeklerle, mutluluk kaynağı olan kelebeklerle. Ab-ı hayat kokusuyla,diriliş suyuyla, ölümsüzlük iksiriyle dolduruyorsun ciğerlerimi. Hayat veriyorsun tüm bedenime varlığınla, düşüncelerinle, ruhunla...
...
Yazan: cebrailin kanat sesleri Tarih: 2009-10-05 22:26:09, 2009-10-05 22:26:09