ahmeds...Güzellikler Rabbimizden,kusurlar nefsimizdendir...
"Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.Rûhumu Rahmân;a teslim eyledim, gayr istemem.İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim." Bediüzzamana hz.
Hz. Mevlana “Mesnevi”sinde şöyle diyor:“Müminlerin müminliklerinin belirtisi, gönüllerinin kırıklığı ve mağlubiyettir, alt oluştur.Fakat müminlerin alt oluşlarında bile bir güzellik vardır.Sen miski ve anberi (güzel kokular) kıracak olursan, dünyayı onların güzel kokuları ile doldurmuş olursun.
”Mağlubiyetimi zaferlerin en güzeli belledim. Bildim ki, ilginin getirdiği acı, kalbimi saran katılıkları kıracak ve onun içindeki gönül ortaya çıkacaktır.
(Gönül, sevgiyi içinde taşıyan kalp demektir.) Ne güzel, bir gönüle sahip olmanın mutluluğunu yaşayacağım. Yenilgime bakıp bana acıyanlar, bilmiyorlar ki, asıl acınması gereken kendileridir.
Kokuların en güzeli gönül kokusudur; çünkü o koku, Rabbin kokusudur. O kokuyu mükellef sofralarda, son model araçlarda, villalarda, yalılarda bulamazsınız.
O koku, kırık gönüllerde, mağlup ruhlarda bulunur.O kokunun izini sürmek için nice canlar düştü yollara. Kimileri çölleri mekan edindi, kimileri de dağları, ovaları.O koku, kimi zaman bir çöl rüzgarına binerek geldi, kimi de mağaralardan fışkırdı vadilere.O kokuyu duyanlardan bazıları, misk geyiği gibi, kendini uçurumdan aşağı bıraktı.
Yıllar yılı mağaralarda alnı secdelere çakıldı, kimilerinin de.Evime geliyorum, belki duyarım o kokuyu diye. Evinin bir köşesinde o kokudan bir kitle bulunuyorsa, ne mutlu sana. “Mutluluk” diyordun, işte mutluluğun sırrı bu kokudur.Bu koku diriltici kokudur; bu koku, var edici kokudur.Kır kibir bardağını, çal yere umutsuzluk testini. Katran yürekli insanlardan uzak dur. Yenilgini önemse. Göreceksin ki, gönül miskin çevreyi tutacak, nice canlar o kokuyla dirilecek.Oysa, kokularımız diriltici değil, bilakis öldürücü. “Zafer”imizi kutlamak için bize yanaşanlar, zift dolu yürekliğimizin iğrenç kokularına maruz kalıyorlar.
Ey varlık hapsinde, etrafını altınlarla, gümüşlerle donatmaya çalışan kalp. Sonra sen nasıl kırılacak ve “gönül” olacaksın.Kimi zirveye tırmanınca mutlu olur, kimi de kuyuya düşünce. Nemrut, “tanrı”yı vurmak için göklere yükselmiş ve “ululuğunu” ilan etmişti.
Yusuf ise kuyuda ermişti sonsuzluğun sırrına. Nemrut, bir topal sineğe rezil olmuştu, Yusuf ise Mısır’a sultan. Biri, kırılmayan, taş kalbe k düşmüştü; öbürü kırık kalbinin derinliklerinde manalar devşirmişti.
Birinin kokusu “Nemrut” diye kokuyordu, diğerinin kokusunu sabah rüzgarı, “Yusuf Yusuf” diye bütün aleme dağıtıyordu.Ey gönül, sen hiç kuyuya düşmemişsen, sana “Yusuf” nasıl diyeyim?
Ey gönül, sen hiç secdede miraca vasıl olmamışsan, sana Ahmed’in kokusu nasıl ulaşsın?Ey gönül, sana sıra sıra çarmıhlar dizilmemişse, İsa nefesinin diriltici kokusunu doya doya içine çekebilir misin?Ey gönül, başın yere düşmemişse, Hüseyni zaferler seni nasıl selamlasın?
Ey gönül, senden önceki kırık gönüllerin şifresini çözememişsen, cennet kokularını nasıl duyarsın?Ey gönül, sana deli desinler, divane, mecnun desinler; sana mağlup desinler, lginin zillet içindeki çocuğu desinler.
Fakat ey gönül, sana, zaferin sarhoşu demesinler. Sana, “kalbini kıramadı” demesinler.Ey gönül, haydi ilgini mübarek kıl. Kır kalbini ve “gönül” ol. Kokular devşir cennetten; hatta daha ötelerden.
Allah'ım hamd Sanadır.
Salatın, övdüğün ve seçtiğin kulun ve Resulün Muhammed'e ve Onun pak aline, ashabına olsun.
Bize bu büyük Cuma gününde alemlere rahmet olarak gönderdiğin Resulüne salat ve selam ederek, katından bağışlanma ve kurtuluş ümid etmeyi nasip et.
Dua dostlarımın sıkıntılarını bu günde, şimdi, hemen, takdirinle gider ve kurtuluş yolunda hepimize bir kapı aç.
ALLAH´ım...
derde derman Sensin...
derman ol derdimize...
Bize iki cihanda Sensizlik verme...
Mesken tut kalbimizi...
temizle Senden gayrısından içimizi...
Marifetinle doldur gönlüllerimizi...
uyandır gaflet uykusundan bizi...
Yalnız dilimizi degil...
kalbimizide fikrimizde Sende eyle...
Acı halimize, magfiret eyle, affeyle...
Bak geldik kapına...
yüzümüz olmasada...
halimiz perişan olsada...
geldik kapına...
Öyle bir Sultanın kapısı ki bu...
gelen ne halde olsada...
geri çevrilmez asla...
Bizi Senin icin eyle...
Sende eyle...
ve Senin eyle ALLAH´ım...
Cumamız mübarek Dualarımız Kabul olsun İNŞAALLAH..
Dualarda beraber olmak ümidiyle..
Baki muhabbet ile...
CANIM ABİMMMM...YÜREĞİMDEN ,YÜREĞİNE...YÜREĞİ GÜZEL ABİMM..
YAĞMURLARLA AĞLIYOR
yalnızlığına Yokuşlarda yoruldu yüreği Melal akşamlarda hüzün içiyor Araf yollarda avare yürüyor yıllardır İkilemlerle ilerliyor Kaf dağının ardındaki sevgiliye kavuşmak için
Arıyor ağlıyor ağlıyor arıyor Savruk sinesinden sarı sonbahar dökülüyor toprağa Hicran damlıyor ümit bulutlarından Acı çiçekler açıyor avuçlarında
Yıllar yüreğinde yırtık bırakarak yol alıyor Ne kışta ne yazda İlk ve sonbaharı soluyor seherlerde Sevinçlerine çiğ yağdı kırağı kırdı çiçeklerini Baharlar bekliyor bağrı uzak iklimlerden esen meltemlerle serinlemek istiyor sadrı
Selim kalple sabır ağacına dayanıp şükretmek diliyor Kalp toprağına düşecek hikmet meyveleri bekliyor o ağacın altında Sevgiye dost olmuşken sevgili gelmese de olur Şefkat yoksunu aşk kalp doyurmuyor neylesin sönük sözleri…
Serap sevgiler firak acılar demek Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır
Evet aşk vardır; bekaya Bekaya bakar kalp değişmeyen daimi güzele meftun
Ağlama gönül neyle yesin gidip kaybolanları Araf yollar avare yıllar biter bir gün Yıkanmış yürekle yürürsün aklın aydınlattığı yolda Vuslat içer şifa sadır Sen her şeye yakın her şey sana yakın Uzak uzaktır sana Anlamamak ve anlaşılmamak yoktur artık
Küllerin kâinata savrulmuştur kâinatsa kalbinde kayıp Yağmurlar yine yağar ıslatmaz rüzgârlar yine eser savurmaz Savruk değilsindir kök salmışsındır kâinatın kalbine Yine yürürsün yollarda dönüp de arkana bakmadan Arafta avare değilsindir yaranını bulmuşsundur; Ya Rahman Ya Rahim Ya cemil Ya Vedud
Rahmet seni ebede namzet etmişken neyle yesin geride kalanları Yunus yüreğinle kalanlara selam olsun der yürürsün Kör kuyularda korunmuş arınarak yükselmişsindir Azizliğe Kuyudaki yalnız Yusuf değilsindir kardeşlerin sevgiyle sarmış Yakubi şefkat kuşatmıştır Zirve dekeyken aziz bir terk edişle terk edersin dünya züleyhasını teveffeni müslimen.
Hayata veda ederken geride Yusufi bir kıssa bırakmak yokuşlarda yağmurlarla ağlamaya değer Bedelsiz değildir esir pazarında satılmak Azizlik esirlikten geçer.
Aşkı bilmez Züleyha Yakubi şefkati anlamaz Ağlarsan Yakubi ağla Seveceksen İbrahimi sev La uhubbil afilin de Hikmet yağmurlar yağıyorsa selim kalbine
Selam sana dosttur Rahmet yaran Kuyularda yalnızsan korkma kıssan yazılıyordur kıyamete kadar okunmak için Yüzünden okunur Yusuf yüreğinYazman için güzel sabrı şükürle süsle ve hayata Yusufi imzanı at teveffeni müslimen
Hüseyin Eren
NAZLICAN FIRAT
YORUMLARIMDA ÇOK YARDIM ALDIĞIM AHMED AK ABİME TEŞEKKÜR EDERİM.
"Düştüğün zaman kalbine eğil, orda dostun kokusunu duyacaksın.."
Çok güzel bir yazıydı, yazandan, paylaştığın için senden razı olsun Mevla Ahmed Abi..
Öyle latif anlatılmış ki enaniyetin eritilmesi,çok beğendim..Beğendiren Mevla, hayatımıza geçirmeyi de nasip etsin..
Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu. İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı. Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.
Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan. Bir parçasına dün dedi, diğer parçasına bugün, öteki parçasına da yarın.
Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.
Dünü düşünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı;ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.
Farkında olmadan rezil etti bugününü.
Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bugün için yarın diyordu.
Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı. Bugünü eline yüzüne bulaştırdı...
Mutsuz oldu insan.
Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı. Ne yarın ne de dün!